Cuma

DÜNYA DÖNÜYOR

İyi şeyler olmuyor dünyada...
Her zaman öyleydi zaten gerçi ama bu ara daha da bir fazla olmuyor iyi şeyler.
İnsan gazete okumak tv ye bakmak istemiyor.
İnsan hayatının sudan ucuz olduğunu bilmek yaşamı anlamsızlaştırıyor aslında.Ekmek alır gibi,su içer gibi,gezmeye gider gibi kolaycacık ölüyor insanlar.Birileri birşeylere olmaz diyor ve diğerleri olsun istediği için ölüyor insanlar.İnandıkları,inanamadıkları,seçtikleri,seçmedikleri,renkleri,dilleri,davaları ... vs için ölüyor öldürüyorlar.
Her türlü yönetim şeklinin,devlet düzenin,rejimin,iktidarın,siyasetin,siyasetçinin,eylemin,projenin,muhalefetin canı cehenneme!!
Birbirine saygı göstermeden bir arada yaşayan insanlar olduğumuz içinde yaşadığımız toplumun,dış dünyaya kapalı gözlerimizin ve ruhumuzun ücra köşesindeki vicdanımızla hesabını vereceğimiz zaman gelecek olanların.
Rahat yataklardan karga tulumba kaldırılma sırası bizlere geldiğinde,kendimiz ve yakınlarımız için ölüm korkusunun gündelik hayattan sıradan bir hal aldığı vakitlerde olduğumuzda,geleceğin aslında hiç olmadığını bildiğimizde sonumuza hazırlanıcaz.
Bitmek bilmeyen bir göz açlığıyla dünyaya dişiyle tırnağıyla saldıranların yazık ki elleri boş  bu dünyadan gittiğinde,yanlarında götürdükleri işlerine yaramayacak.
Dünyanın altı üstüne geldi.Küçüldü,küçücük oldu.Altında kazılmadık yer,Üstünde paraya çevrilecek değer kalmadı.Gene de yetmedi.
Ah çocuklar.Gözünüzün gördüğü tüm bu olup biten hengamenin vebali boynumuza borçtur.Günahı ağır ve telafisi imkansız.Oturduğumuz yerden atıp tutmak kolay.

Zulme sessiz kalanın,seyrine ortak olanın yapandan ne farkı var?Hiç!..


Bilmiyorum insanın eninde sonunda altında yatacağı toprağın üstünde bu kadar debelenmesi neden?

Hala devekuşu olalım ve kafamız kumda kalsın. Bize dokunmayan yılan bin yaşasın öyle ya.Haberleri almayız haberimiz olmaz.Dünya her şekilde dönüyor nasılsa.
Gün gelip de hesap verdiğimizde bedelini öderiz er ya da geç !

Çarşamba

Köpek Korkusu

 

Köpek korkusu olan insanın bir yanı hep eksiktir.Toplum içinde ayıplanır,"ya bişe yok gel gel sev başını" vb. yakarışlara maruz kalır ama asla mazur görülmez,hep utanır ve çoğunlukla da basar isyanı."Sevmiyorum ben köpek ya"


Köpek korkusu olan insan girdiği ortamda köpek yoksa bile köpeğe dair bir işaret,iz ya da herhangi bir şey farkettiğinde - kulübe,tasma,mama kabı,oyuncak...-dehşetle etrafını keser ve sorar:"Köpek mi var" evet cevabını aldıktan sonra ki banko soru kaçınılmazdır:"bağlı mı?"İkinci sorunun cevabına göre tepki değişir.Bağlıysa teyit ettikten sonra iç rahatlığıyla dolaşılır ama bağlı değilse bağlatana kadar ortama huzur vermez.Kendi de huzur bulmaz.
Yılların köpekten korkanı olarak insanlara izah edemediğim bir durum var.Köpek sevmiyor değilim hatta en sevdiğim hayvan sorulduğunda hep köpek derim ama korkuyorum.Salyası,dişi,ağzı,ayağı,... ürkütüyor beni.Yanımda başı boş ipsiz,zincirsiz,sahipsiz olmasın istiyorum.
Evimde huzur içinde otururken sokaktan köpek sesi geldiğinde"ulan iyi ki evdeyim he"diye içinden geçiren insanım ben.Dar sokaklarda köpekle kalmak çocukluk fobim,nasıl başını okşarım senin Haydut'un.-Bir de bir kereden bir şey olmaz diye dil döküyor.Sanki sigaraya alıştırıyor-

Girit Yolcusu




      Yaz tatilim boyunca okulda yapılan yurt dışı projesini reddedip İtalya'yaya gitmememin verdiği pişmanlığı duyarken yeni bi teklif geldi :) Okulum 1 aylığına yaklaşık 16 öğrencisini Yunanistan'a staja gönderiyor. Aralarında ben de varım :) Bu sefer hemen kabul ettim ve 18 ağustosta Girit adası yolcusuyum ilk defa uçağa biniyorum ve ilk defa yurt dışına çıkıyorum tabii ki çok heyecanlıyım.




Salı

Geldik :)


Şifreyi kaybetmiştik ama şimdi hallettik.İşte yine geldik :)

Çarşamba

ZAMAN SADECE BİRAZCIK ZAMAN



                                                  İnsan neden zamanlama sorunu yaşar?


   İstisnasız her buluşmaya,sözleşmeye,randevu yerine,olayına,gününe,vardiyasına.. vs her türlü zaman baz alınarak planlanan organizasyona geç kalan insanın  sebebi,sebepleri nelerdir  kamuoyunu aydınlatmak istiyorum :)



  • Planlı direniş:Öncelikle bazı insanlar için planlı yaşamak yaşamak değildir.Onlar hür doğdum hür yaşarım kafasındadır,kıstas koyarsan "şu saat şu dakika" dersen orada olmaz istese de olamaz.Tabiatına aykırı."Ayarlarız bakarız,üç gibi,beş gibi" daha yuvarlak ve geniş zaman dilimleri kullanmanız her zaman işinize yarar.Adamı sıkıntıya sokmaz.


  • Evden çıkamayan model:Benimde içlerinde bulunduğum bu tipler evin kapısından gönül rahatlığıyla çıkamazlar.Adeta kapının önünde-artık antre ne kadar genişse-tavaf yapan hacı edasıyla dönebildikleri kadar dönerler.Erkek kişi için; telefonun,cüzdanın,anahtarın,anahtarlıkların kontrolü,eğer dışarı getirilmesi gereken evrak ve benzeri bişey varsa-çünkü böyle tipler önceden asla hazırlık yapmaz son dakikaya bırakırlar- tam kapıdan çıkarken olmadığının fark edilip aramaya koyulması,ayna karşısında kendine dalıp zamanı unutması olası durumlardır.Dişi kişi için; saç makyaj kontrolü-ki bu evden geç çıkmanın temel sebebidir- zamanının aşıma uğraması :),çanta içinde mütemadi birşeyler aranması"...ultra siyah rimel,ıslak mendil var mıydı,telefonumu çantaya koydum mu,cüzdanım kaybolmuş aa çantadaymış...kısır döngüsü genelde telefonun bulunup tam çıkacakken acaba çantada mıydı diye tekrar kontrolüyle bitmek üzereyken yeniden başlar.Böyle tipler her iki cinste de  kapı 3 kere kitlendi mi,açık cam kaldı mı,ütü prizde mi,ocak yanıyor muydu,vanalar kapalı mı ... ve daha nicelerinin cevabını ararken zaman yitirir,yitirirler.Bunların arasında kontrol mekanizmasını güçlendirmek adına vanalara ve prizlere isim takanına rastlamış,adlarıyla bahsedip hatırlamasını kalıcılaştırana şahit olmuşluğum vardır.


  • Genetik faktör:Bu madde annemin "babası kılıklı "lafından ve kişisel gözlemlerimden aynı babam gibi olmamdan kaynaklı eklenmiş bir maddedir.Bir üstte bahsettiğimiz kapı önü hacılarına cuk uyan bir model olan babam + olarak hem asabi hemde unutkan olup kapı eşiğinde ha bire bir şeyler aratıp sonunda da "bir bardak su ver" deyip çıkışını gerçekleştirir.Buradan hareketle gecikme özelliği aynı zamanda kötü bir genetik mirastır nokta.


  • Sosyal hayat yorumlama:Bakış açısı gereği bir bankada sıra beklemektense ölmeyi yeğleyen bir tipin tabi ki de bir kafede sizden önce bulunması olası değildir.Adam kendi işi için bile beklemiyor,sizi mi takar?Bu tipler fatura ödemek için bekleyip efor sarf etmemek için kırk türlü takla atar,otomatik ödeme talimatının bağımlısı olurlar.Evden de hep daha var,mantığıyla çıkar bir önce ki otobüs,minübüs..vs.binerim,trafik olmaz giderim... diye kurar öylece geç kalırlar.Gidemezler.


  • Gamsızlar:Bu grup kendisini bekleyen varmış,ağaç olmuş,sıkılmış hiç sallamaz,ölümcül bir durum olmadığında asla sözleşilmeyecek insan grubunun ta kendisi olurlar.


Kaba hatlarıyla yer verdiğim  "daima geciken insan neden  gecikir" yazımın sonuna gelmiş bulunmaktayım velhasıl gecikmek de emek ister :)

Perşembe

RUHUN AŞI


 
Müzik ruhun gıdasıdır denir ya,benim ruhum bu konuda bayağı bir obezdir hani.Vakti zamanından beri kademe kademe güncellene güncellene şu an ki haline geldi müzikle ilişkim.
 Bir vakitler yaptığım "Abi yabancı müzik dinlemem ben!Ne alaka"artisliğim  sonradan acısını çıkardı tabi.Milletin yaşayıp tükettiği nice müziği,sözü,sanatçıyı ben evdeki baba gibi en son duydum."Şunu dinlemişmiydin?"sorusundan" ımm,şeyy,hık mık zık..vb "cevaplarla kaçtım:)-Ki yeri gelir hala da kaçarım çünkü aradaki boşluğu dolduramadım :)-.Şimdi yana yana dinlesemde Fransız takılma halim ekseriyetle devam ediyor maalesef.
 Yabancı müzik dinlemeyi ölümüne kınamak dışında yaptığım bir diğer tarihi hatam ise; "rock müzikten başka birşey kesinlikle dinlemem ben ya,saçmalamayın"açıklamalarıyla geçirdiğim tüm zamanlar.İnsanın değiştiğine aşamalardan geçtiğine,gerçekten ergenlikten erginliğe  bi süreci olduğuna en güzel ispatta heralde dinlediği müziklerdir.
 Wolkmenden mp3'e uzanan serüvenim(bu arada mp3 diye bir grup mu ne vardı dimi kızlar falan böyle saçlı saçlı) de elimden geçen müzik listeleri akla ziyan.Sağlıklı insan işi değil :).Dinleyene,görene"hacı naptın sen be"dedirtecek cinsten:)
 Teoman'ın kırık dökük sözlerinden, Müslüm Gürses'in o kırık dökük sözlerin kırıklarıyla damar kestiren cinsten söylediği şarkılara at koşturmuşum yeri gelince.Metallica kafa şişirdi gün geldi.Haluk Levent'i dinlerken zihnimin uyuştuğunu bilirken, Yalın dinleyenlerle de dalga geçerdik bi baktım son albümde bilmediğim parça yok.Vay arkadaş!
 Çocukluğumdan beri kafamı kurcalayan sorulardan biriydi:"Şarkı nasıl yapılır?"Türkçe dil bilgisi,kompozisyon dersi,edebiyat derken alt yapının mantığını anladım.Kelimeleri sevecektin evvel.Amenna.İşin müzik kısmına gelince acı gerçeği ilk annemden öğrendim."Senin müzik kulağın yok çocuğum."Her ne kadar hala  yalanlasam da gerçek bu.Ortaokul hayatım boyunca bandoya girme çalışmalarım elemelerden bir adım öteye geçememiş, sadece bir Cumhuriyet bayramında okulun flamasını taşıyarak son bulmuştur.-Onda da alçaktan geçen bir tele takılmış arkamdaki bando ve onun arkasında sınıf sınıf dalgalanan bir okul dolusu çocuğun yürüyüşüne engel olmuşluğum vardır.Ön taraf gitmeyince arka taraflar üst üste gelerek kısa süreli bir kaosun tek sebebi olduğum,doğrudur-.Müzik dersinde blok flüt bile çalamamış,en son delikleri hangi aralıklarla açıp kapatmam gerektiğini ezberlemek suretiyle sorumlu olduğumuz şarkıyı-türküyü yarım yamalak çalmışlığm vardır.-mi mi fa fa mi..-Enstürman olayından hep uzağımdır bu sebeple,müziği sevsem de.
 Sonra nedense sesimin güzel olduğuna inandığı bir dönem var ki Allah kimseye yaşatmasın,kendiliğinden kapandı gitti.Bende hafızmın dehlizlerine saldım o zaman zarfını.
 Bir dönemimi de şarkı sözü yazmak üzerine harcadım.Dinlediğim tüm şarkıların sözünü kimin yazdığını merak eder öğrenir bende yazarım bunu be artisliği yapar tabi yazamazdım.
 Sezen Aksu'nun haberi olmasa da onunla aşık atmışlığım, söz:Yıldız Tilbe yazısını görüp dinlediğimin yandan yemişini yazdığım da oldu.Şarkı sözleri hakkındaki sıkıntım müzik belli olmadığı için nasıl bir şarkı olcağınıda kestiremediğimden ortaya karışık gidip ortalığı karıştırmam oluyordu.Elimde şiirle düzyazı arası arafta bir sürü dize,satır,cümle kalmıştır,hala da var.Hele ki rap müzik üzerine yaptığım engin çalışmaları gün gelir de herşeyi göze alırsam belki kamuoyuyla paylaşırım:)O  derece.

Yine de müzik dünyası sadece dinleyici olmam sebebiyle şanslı mı yoksa kayıpta mı hala tam karar verebilmiş değilim :)Bir yerlerde bir yetenek var gibi sanki ama nerde bilemedim.

VAKTİ GELDİ

                     






Nisan mayıs ayları fırlar gönül yayları demiş diyen ama tam aksine benim için çileli ve zorlu bir sürecin başlangıcı olduğundan o yayların direk bana fırlatıldığını hissettiğim zamandır.


   İlkbaharın bitip ilkyazın kendini yavaşça gösterip enseleri ısıttığı zamanlarda kışın çoktan belirlenmiş olan nice hafta sonunun ele geçirileceği tarihler birer birer çıkar ortaya...
 
Düğün sezonu!!!
Brezilya için karnaval,İspanya için boğa güreşleri,Ronaldo için futbol,Ahmet hoca için cübbesi neyse Haziranın ilk haftasından Eylülün on beşine kadar süren dönemde de düğün yapabilmek de odur işte..
 
Bu dönemlere rastlayan her düğün şu mesajı taşır aslında."eş dost bir hafta sonunuzu piç edicez,mecbur"
Kendini buna mecbur hissetmeyen duvarları  aynalarla kaplı basık düğün salonlarının havasızlığında zaman öldürmem diyen varsa da keserler sesini(benim gibi).
 
Annemle her zaman düzenli ve düzeyli süren yaşantımız bahsi geçen sezonun açılmasıyla bir karabasana dönüşür.Bende dahil herkeslerin iyi hoş sakin bir kadın dediği annem kına-düğün organizasyonuna katılımın reddini duyduğu  anda gözlerinden ateş çıkarır..Adeta bir ejderhaya dönüşür...
 
İnsanın bu kadar zahmetli ve riskli bir organizasyona böyle hevesle yapmasını anlamadım,anlamaycağım kesin!Elimde olsa düğün yasak-nikah serbes uygulamasıyla nikah dairelerine nur yağdırır,nice damat tarafının duasını  alır yaz boyu katılınması muhtemel en az 6 düğünden 2 saat tasarruf ederek bir insan hayatının 12 saatini kurtarırdım..
Düğünü yapmak kadar katılmakda başlı başına bir dertler deryası.Giyim  kuşamdan düğün alanındaki masaya,Oynamıyor musun,oynasana baskısından,pasta meyve suyunun peşinde olma,tuvaletle akrabalar arasında köşe kapmaca oynamaktan bir hal olmaya..
Zorla katıldığım her düğüne zorla katıldığımı başta beni önüne katıp getiren annem ve kopup gelen herkese ayrı ayrı hissettiririm.İki sene önce katıldığım bir  kınada(tabi ki zorla)herkesin anneme "hayırdır hasta mı"diye sormasından ve bana üzgün gözlerle bakmasından abarttığımı fark edememiş,saatler boyunca durmadan tek noktayı izlemiş ,benimle konuşanlara yarım yarım konuşamıyormuş gibi cevaplar vermiş,bir tuhaflık olduğunu herkese sezdirmiştim ..
Bu kına 2 yıldır zorla  katıldığım son kına oldu.Annemin inadını kıramasam da gevşettim.Fakat düğünler konusunda o kadar  da şanslı değilim.Ramazanın iyice yaza denk gelmesiyle tarihler iyice sıkışıp hep üst üste geldi.Bu sezonun olmazsa olmazı aile arası gerginlik tabi ki bizim sülaleyi de vurdu.
Yazın altın zamanlarına denk getirmek için ailenin iki kuzenin de aynı güne tarih alması,her iki tarafında önce biz seçtik demesi,ailenin ikiye bölünmesi. Biri Sinopta biri İstanbul da olacak düğünler için eş dostun nasıl katılacağını bilememesi ve kuzenlerin birbiriyle küsmesi ile sonuçlanan son düğünler için direnişim sürüyor,bakalım :)

Salı

Bahar ve arı

Bugün hava çok güzeldi ve bakınız biz de boş durmadık.İşte işinde gücünde bir arı. Artık görmek istediğimiz manzaralar bunlar.

Orkidemiz

Evimizin en gözde çiçeği. Annem döverek büyüttü onları. Gerçekten çiçek açmaları uzun zaman alıyor. Ama izlemeside çok keyifli. Ailemizin bir üyesi artık o da.

uğur böcüğü


Evimizde ki uğur böcekleri köşesi. Üçü de  kumbara hiç tam dolu olarak görmedim daha ama umudumuz büyük :))

Pazartesi

HEIDI


Çizgi film karekteri sanırdım kendimi çocukken. Çok uzun bir süre sürdü bu fikrim. Ben Alplerin özgür kızıydım.Heidi yani. Ömrü acılarla başlamış ama o saf ve çocuksu mutluluğun peşinde mutlu. Ben de öyleydim. Öyle sanırdım yani. Kocaman yaşlı bir     köpeğim olmasını diler onunla dağ bayır gezmeye giderdim hayalimde. En yakın arkadaşımda yanımdaydı tabii. Büyük babam vardı benim de. Böyle hayal ederdim çocukken. Mutluluk böyleydi bence. Ama farkettikçe anladım tabii. Mesela Alplerde değil İstanbul'da oturuyprdum. Annem babamın beni bırakma gibi bi durumları yoktu.(halbuki neden bilmem hep terk edilmeyi bekledim) Köpek sahibi olmayı bırak,görmeye dayanamıyorum. Ve en yakın arkadaşım bir çoban değildi! Hayalimin hayatıma en uygun yanı büyük babamla alakalı olandı. Gerçekten de  Alplerden farksız bir dağ evinde yaşadı büyükbabacığım. Ama o da ölünce anladım ki kesinlikle vazgeçmem gerek bu düşümden.
Heidiyle tek ortak noktamız sanırım saf olmamızdı.

Hayao Miyazaki Animeleri


Şimdi size çok sevdiğim animeci Hayao amcamdan bahsetmek istiyorum.Onu ilk olarak Komşum Totoro ile tanıdığımı zannediyordum ki meğer daha önceden tanışıklığımız varmış.Evet sizinde var hepimiz onu Heidi'den tanıyoruz zaten. Animelerinin hepsini izledim yine de ben de Totoro'nun ayrı yeri vardır. Totoroyu daha sonra ayrıntılı olarak anlatacağım ama şimdi Hayao Miyazaki ve animeleri var. . Hayao amcam animelerinde konu olarak insan ve doğayı ele alıyor. İnsanın doğaya yaptıklarını bazen sertçe bazen naifçe ama ısrarla gözler önüne getiriyor. Ormanların ruhları olduğuna inanıyor ve onları çok güzel betimliyor. Tabii bu durum bize biraz ters düşüyor ama olsun zararı yok. Favorilerim Komşum Totoro ve ruhların kaçışıdır pek çok da ödülü bulunuyor. Animelerine ulaşmak isterseniz burda linki var http://www.izlebizle.net/tag/hayao-miyazaki-filmleri-izle Bu iki güzel resimlede ve Komşum Totoro videosuyla bitiriyorum.


House of Cards

En son izlediğim dizidir kendisi.1. sezon 13 bölümlük  her bölüm yaklaşık 30-40 dk. olan amerikan dizisi.Micheal Dobbs'un kitabından esinlenerek çekilmiş. Konusu Beyaz Sarayda geçen dolapları anlatıyor diyebiliriz.Hırslı bir politikacının zirveye tırmanmak için döndürdüğü dolapları,kullandığı insanları izliyoruz.Tabii Frank'ın yani Kevin Spacey'in oyunculuğu mükemmel aralarda kameraya dönüp açıklama yaptığı sahneler çok hoşuma gitti böylece siz de dahil oluyorsunuz diziye. Ben beğendim 2. sezonuda bekliyorum umarım çabuk gelir.

Pazar